Söyleşi: Ekrem Murat Zaman

TOPLU İŞÇİ SİTELERİ HAVZANIN KÜLTÜREL KAYNAŞMASINDA ETKİN ROL OYNAMIŞTIR

Söyleşi: Alaaddin Kara

*Altıyedi Dergi; Bahar 2020 Sayı:4 sayfa 59-62

Maden mühendisi ve yerel tarih araştırmacısı Ekrem Murat Zaman ile Zonguldak kömür havzasında Cumhuriyet sonrasında yapılan işçi konutları, işçi siteleri ve diğer sosyal birimlerin yapım süreçlerini konuştuk. Zaman, kömürün bulunması ve ilk maden ocaklarının açılması ile birlikte havzaya yönelik göçün doğurduğu barınma ihtiyacı ve sonrasında devletin aldığı önlemleri anlattı.

Zonguldak’ta Rat şirket evlerinin ve diğer işçi sosyal konutlarının yoğunluklu olarak Cumhuriyet döneminde yapıldığını biliyoruz. Bu konutların ve sosyal birimlerin yapımı hangi gerekçelere dayanmaktadır?

Öncelikle ekonomik ve sosyal olarak madende çalışan insanların barınma zorunluluklarının olduğunu belirtmek gerekir. Bu sorun, kömür üretimi yapılan tüm ülkelerde kendini göstermiştir. 

Rat mahallesi Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sigorta kavramı projesinin merkezidir. Ama madencilerin yaşam alanlarının düzenlenmesi projesi ilkin “Rat Şirket Evleri Projesi” ile başlamadığını da belirtmek gerekir. Madenciliğin ilk yıllarında, Ereğli kömür havzasında 13-14 işçinin gruplar halinde kaldığı işçi kulübeleriyle barınma sağlandı. 1880’den sonra havzada madencilik gelişti.  Fransız ve İtalyan mimarisiyle yapılan, zamanın şartlarına uygun ve özgün endüstri yapıları vardı.  O dönemde her şey nizamına uygun, işçilerin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yapılmıştı. Ancak işçi barınma yurtlarını günümüze değin yaşatamadık. Keşke işçi barakalarının da bazılarını yaşatabilseydik.

Madencilik baraka yaşamını aşınca, kömür üretimi kantar düzeyinden milyon tonlar seviyesine geldi.  Emek-yoğun çalışma sistemi bizde bir paradoks aslında.  Kömür üretiminin şartları gereğince ve ihtiyaca uygun olarak çok sayıda işçinin çalışması gerekiyordu. 

Yani havzaya çalışmak için gelen işçi göçü toplu konutlara ihtiyaç doğurdu. 

Elbette. Yereldeki işçi sayısı yetmeyince yurdun değişik yörelerinden, özellikle Doğu Karadeniz bölgesinden insanlar getirildi. Göç alan kent olmanın sorunları ile boğuştu uzun yıllar Zonguldak. Oluşturulan iki katlı kent daha sonraları kömür üretimine engel olacak şekilde gelişti. Dünyada kömür üretilen tüm ülkelerde de aynı düzensizlik ve imar sorunları olduğunu görüyoruz. Şehirleşmenin kömürü yutacak, üretime engel olmayacak düzeye gelmemesi için birtakım tedbirler alınmak zorunda kalınmıştı.  Havzada uygulanan yasalar, kararnameler ve geleneksel uygulamalarda öncelikle kömür bulunan yerlerin korunması esas alındı. Madencilik faaliyetlerinin gereği olan bu yasal düzenlemelerle işgücü sorunu çözülmeye çalışılırken, kömür üretim faaliyetlerine engel olacak plansız yerleşimin önüne geçilmeye çalışıldı.

1930’lu yılların sonunda demiryolu taşımacılığı başlamış, banliyö treni Zonguldak’a gelmişti. İşçi, tren ve diğer araçlarla cıvar köy ve mahallelerden işyerine taşıyacaktı. Fakat günün koşullarına göre ulaşım, kolay ve çabuk değildi. 

Dilaver Paşa Nizamnamesiyle de kömür üretimini düzenlemenin yanı sıra Fransız, İngiliz, Alman ve İtalyan yasalarına benzer şekilde esaslarla sosyal yaşam düzenleniyordu. Mürettep (sanatlara ayrılmış) köyler diye belirlenmiş köylerden gelen yeraltında çalışacak münavebeli (gruplu) işçiler, yatı yurtlarında yani Fransızların deyimiyle pavyonlarda kaldılar.  Bu işçiler, 1990’a kadar köyden gruplar halinde gelip yatı yurtlarında barındılar. 

İşçilerin çalışma periyodları da bu yeni yapılaşma da rol oynadı mı?

Bu arada madencilik tekniği de değişti. Atölyelerde, lavuarlarda, yer üstlerinde ve yer altında daimi işçilik diye kavramlar oluştu. Köyden gelen yarı işçi yarı köylü statüsünde olan gruplu işçilerle ilgili uzun süren tartışmalar yaşandı. Gruplu işçilerin köylülükten kopamayacağı varsayımıyla iyi verim alınamayacağı düşünülüyordu.  Okuma yazmaları olmayan işçilerin iş eğitimleri de sorun olarak gündemde yerini koruyordu. Bunun için işyerlerinde yapılacak temel işin mümkün olduğunca daimi işçilerce yapılması esastı. Bu nedenle önce İtalyan, Fransız teknik eleman ve mühendislerinin kalabileceği geniş evler yapılması planlandı. Bunun yanı sıra işçi evlerinin yapımı için projeler yapılarak işçi evlerine ve işçi sitelerine önem verildi. Zonguldak, Kozlu, İhsaniye Kilimli, Kandilli’de örnek işçi siteleri yapıldı. Şimdi bu yapıların birçoğu yok oldu. 

Zonguldak’ta yapılan ilk toplu işçi konutlarında ve yurtlarında genellikle mimar Seyfettin Arkan’ın imzası var. Bundan da bahseder misiniz?

Cumhuriyetin ilk yıllarında daimi işçilerin ikamet edebilecekleri sitelerin kurulması için mimar Seyfettin Arkan, Atatürk tarafından bizzat görevlendirilmişti. İş Bankası adına Türk-İş (Üzülmez) ve Kömür-iş (Kozlu) için mahalle projeleri yapılarak işçi siteleri inşasına geçilmişti. Bu dönemde hem gruplu hem de daimi işçilerin durumu düşünülmüştü. Bu nedenle 63 Ocağı ve çevrelerinde mahalle projeleri yapılmıştı.    

Cumhuriyet öncesi maksimum 750 bin- 1 milyon ton kömür üretimi yapılırken, Cumhuriyet döneminde ihtiyaçların dayatması nedeniyle üretimin 2,5-3 milyon tonlara kadar çıktığı dönemler oldu. Cumhuriyet dönemi sonrası yeni kurulacak olan Karabük Demir Çelik Fabrikası için koklaşabilir ve 7000 santigrat sıcaklığa ulaşabilecek kömür bu yöreden çıkacaktı.  1. Dünya Savaşı esnasında, 2. Dünya savaşı öncesi kömür buhranı zamanında, dünyanın hiçbir yerinden kömür getirilemediği dönemlerde, Zonguldak’ta kömürün üretilmesi zorunluydu. Bu zorunluluk halinde işçi sayısı artarak, 42 bin fiili işçi olmak üzere 60 bin kayıtlı işçiye ulaştı. 

Yapılan konutların özellikleri neydi? Bu, oralarda ikamet edecek kişilerin kurumdaki ya da sosyal statüleriyle doğrudan ilgili miydi?

İlk barınma evlerinin sayısı çok azdı. 1950 öncesi üst düzey yetkililer ile mühendis ve şeflerin oturdukları yerler vardı ama onların yetersizliği de raporlara yansımıştı. 1940’dan başlayarak hem yer altında hem de yer üstündeki ekonomik gelişmeyle birlikte iki katlı bir kent, iki katlı bir Zonguldak oluştu.  Yer üstünde hizmetin gelişmesiyle var olan lojman sayısı ancak mevcut teknik eleman sayısına hitap ediyordu.

1940’lı yıllarda, bu yetersizlik tartışma konusu bile olmuştu.  İşçilere konut yapıyoruz diye yola çıktınız ama mühendislerinize konut yaptınız, denildi.  46 yıl öncesi ve sonrası sadece Zonguldak’ta sosyal güvenlik güvencesi vardı. Çünkü Zonguldak’ta Amelebirliği adında sosyal güvenlik kurumu vardı.  1946 yılında sigorta yasası çıkarıldı. Ancak bu ihtiyarlık sigortası, tazminat, emeklilik hakkı gibi kazanımları bünyesinde barındırmıyordu.   İşte böylesi bir dönemde 1946 yılında sosyal sigortalar kurumunun bile yeni tartışıldığı bir dönemde Zonguldak’ta işçiler için 4000 adet bahçe içinde ev yapımı gündeme geldi. 

Rat evleri de bu dönemde mi yapıldı?

Bugün “Rat” adıyla anılan yerlerdeki 1020 adet Rat şirket evi, “Rad İnşaat Müessesesi” tarafından 1954 – 1960 yıllarım arasında (1962 yılında kati kabulü) yapıldı. 1960 yılından sonra bu evlerin tümü çalışan kalifiye işçilere dağıtıldı. “Rad’ın” 1960’dan sonra Rat’a dönüştüğü görülmektedir. Kandilli ’de, Üzülmez ’de bu bölgelerin bulunduğu yerleşim yerine “Rat” adı verildi.  1960’lı yılların başında daimi işçi sayısı 18 bin civarındaydı. Bunların 1900 kadarı işletme evinde oturuyordu. Bekar pavyonlarında 5800 – 6000 daimi işi yatmaktaydı. 2500 – 2600 daimi işçi tren ya da diğer araçlarla civar köylerden ve mahallelerden iş yerine gelip gitmekteydi. 7500’ün üzerinde daimi işçi kira evlerinde, civar gecekondularda oturmaktaydı. 

Üzülmez’de, Kuruçeşme denen mevkide 63 adet ev yapıldı. Buranın aşağı kısmında ise İçinden araba yolu geçen sokaklara 1. Durak, 2 Durak ve 3. Durak isimleri verildi.  Bu yolların altında ve üstünde 157 adet işçi evi yapıldı. Yani Üzülmez Bölgesinde toplam 220 adet bahçe içinde bitişik nizam şeklinde işçi evleri yapılmış oldu. Evler yapılırken köy hayatı olmasa bile, işçi ailelerinin bahçe yaşamını sürdürebilmeleri istenmişti. Bu evler dağıtılırken vasıflı ustalara ve nezaretçiler öncelikte tutulduğu görülüyor. Böylece, 1950 öncesinde kendi imkânları ile yaptıkları teneke evlerde oturan bu insanlar daha düzgün evlere kavuşmuş oluyorlardı.

Üzülmez bölgesinde yapılan çalışmalar hakkında da bilgi verebilir misiniz?

Üzülmez Bölgesinde Mimar Seyfettin Arkan tarafından projelendirilmiş ve daha sonradan ilk-orta öğretime dönüştürülmüş Üzülmez Okulu da vardı. Üzülmez Okulu’nda verilen eğitimle değişik yörelerden buraya göç eden insanların kültür kaynaşmalarına etkin rol oynadığını görebiliyoruz. Üzülmez Sineması’nda birlikte film seyrettiklerine tanık olduk. Kelimenin tam anlamıyla eğitimde, sporda çok başarılı gençler yetişti. Burada büyüyüp eğitim almış birçok insanın ülkenin değişik yerlerinde yönetici ve bilim adamları oldu. Çok iyi edebiyatçılar, sanatçılar, futbolcular yetişmiş mahalleler buralar.  Kandilli bölgesindeki aynı modelde yapılan şirket evlerine de “Rat Evleri” adı verilmiş. Rat evleri Çatalağzı, Kozlu İhsaniye, Karadon ve Kandilli gibi bölgelerde de yapılmış. Yugoslav firmasının 1954-60 yılları arasında belli bir düzenle yaptığı evler bunlar. Sigorta yasasına bağlı olarak bu evlerin %20’sini Etibank karşılamış, geri kalanı sigorta kredisi karşılamıştı. 

O dönemlerde villa sayılabilecek işçi konutlarının korunamayıp gecekondu mahallesine dönüşmesinin nedenleri nedir? O güzelim yapılar niçin korunamamıştır? 

Benim gözümde eksik olan şudur: Evlerin orman ya da hazine arazisinin içine konmuş olması bu düzensizliğin başlangıcı olmuştur. O dönemde kurum, yani EKİ bu arazilerin tapusunu kendi üzerine almamış olmasının nedeni kuruluş yasandaki güvenceden kaynaklanır. Çünkü 3867 sayılı ‘Devletleştirme Yasasının’ 1. maddesine dayanılarak, Bakanlar Kurulu Kararı ile plan üzerinde belirlenen “havzanın imtiyaza esas alacak işletme sınırında” EKİTAŞ, 180.000 m2’lik arazinin tapulu sahibi ve 120 parça araziyi kullanım hakkına sahip olmuş ve Orman İdaresinin 108.615 m2’lik, Hazine’nin 160.400 m2’lik bir alanı üstünde intifa (yararlanma) hakkına sahip olmuştu.

Arazilerin tapusunun olmamış olması nedeniyle bu evlerin bahçeleri, üzerindeki şirket evlerinden kıymetli hale geldi. Barakalardan buraya gelmiş insanların emeklilik sonrası barınma sorunlarıyla karşılaşmaları bu sorunu beraberinde taşımıştır. Devletin konut sorununa planlı ve programlı bir çözüm bulmaması ve insanların yasalardaki boşluklardan yararlanmaları bu tür sorunları günümüze taşımış olmalarıdır, diyebiliriz.

Var olan mevcut yapı işçilerin konut ihtiyacına yetmiyordu.  Burada yaşayan işçilerin barınma zorunluluğu yasalardaki boşlukları doldurdu diyebilir miyiz? 

Evet, doğal olarak şirket evlerinin yanındaki boş arazilere gecekondular yapıldı. Tabii ki paradoks şuydu: Hem koruma amaçlı yerleşilmeyecek hem de emek yoğun kömür eritilecekti. Koruma yasaları Dilaver Paşa Nizamnamesi’nden beri vardı. O dönemde dahi, bahriye nazırından izin almadan sanayi ve sosyal tesisi yapmak yasaktı.  Tüm kömür havzası Padişah mülkündeydi ve havzanın Abdülmecit tapusu vardı.  Yani buralar, altıyla üstüyle padişahın tapulu malıydı. EKİ kurulduğu zaman EKİ’nin de koruma yasaları vardı. EKİ’nin izin verdiği yerlere ev yapılabilirdi. 

Kozlu’dan Çatalağzı’na kadar olan bölgeyi Kozlu Formasyonu olarak düşünürsek, buranın üzerine ev yapmayacaktık, ama bütün sosyal tesislerimiz bunun üzerineydi. Yani zorunlu olarak kömürün üzerine yerleştik denilebilir. Böylece doğal olarak kömürün üzerine ev yapmaya başladık.  Derken iki katlı kent kendiliğinden oluştu. Bu gelişmenin sonucu olarak üzülmez “Rat Evleri” yeni bir sürece girdi. TOKİ evleri diye yeni bir süreç şimdi devam ediyor.

Ben giderek gelişen bu bölgenin, eskiden olduğu gibi Üzülmez Kültür Vadisi Projesi ile (uygulanması durumunda) tarihi özelliklerine de koruyarak yeniden Zonguldak’ın en gözde yerleşim yeri olacağına inanıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir